İSTANBUL (Enerji Portalı) – Abu Dabi şehir merkezinin karmaşasından 30 kilometre uzaklıkta, bir gün hava yolculuğunun çevresel etkilerini değiştirebilecek kayda değer bir girişim yatıyor.

SBRC’nin jet-biyoyakıt projesinin baş araştırmacılarından olan Masdar Enstitüsü mikrobiyoloğu Hendrik Johannes Visser, “Bugünün dünyasında hava yolculuğu bir zorunluluktur. Havacılık sektörü büyüdükçe, karbon ayak izi de artmaktadır. Havayolları, uçak üreticileri ve akaryakıt üreticileri benzer şekilde, hava seyahatlerini sürdürülebilir ve yenilenebilir hale getirmenin yollarını arıyorlar.” diyor.

Bir jet için yeterince güçlü bir biyoyakıt yaratmak zor olsa da, aynı zamanda sürdürülebilir ve ticari açıdan uygulanabilir olmasını sağlamak özellikle zorlayıcıdır.

“Mısır veya soya fasulyesi gibi ürünlerden doğrudan elde edilen birinci nesil biyoyakıtlar, gıda güvenliği tartışmalarına neden olmakta ve bizim için gerçekten de sürdürülebilir değil.” diyen Visser, “Yüksek donma noktaları, aynı zamanda 30.000 feet’in üzerinde uçan havayolları için de iyi olmadıkları anlamına geliyor. Havacılık sektörünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir biyoyakıt oluşturmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.

– Bir havacılık biyoyakıtı

Gelişmiş biyoyakıtlar, ilk nesil biyoyakıtlardan farklıdır çünkü bunlar gıda dışı ürünlerden türetilebilirler ve bu da sayısız biyoyakıt seçeneğinin önünü açıyor.

IRENA’nın İnovasyon ve Teknoloji Merkezi’nde yenilenebilir bir enerji analisti olan Francisco Boshell, “Gelişmiş biyoyakıtlar, çiftlik ve orman tortuları, çimenler, ağaçlar ve algler gibi lignoselülozik hammaddeleri kullanıyorlar. Yüksek verimlere sahipler ve gıda ürünlerine yeterince uygun olmayan arazi üzerinde yetişiyorlar.” diyor.

Son bir IRENA raporu, ileri düzey sıvı biyoyakıtların gelecek vadeden gelişmelerini analiz etti ve ulaştırma sektöründe artan rekabet gücünü öngördü.

Gelişmiş biyoyakıtların, sera gazı emisyonlarını fosil yakıtlara kıyasla yüzde 60 oranında azaltabildiğine dikkati çeken Boshell, şöyle devam etti:

“Biyoyakıtlar, şu anda yılda yaklaşık 380 milyar litre jet yakıtı pazarını temsil eden havacılık sektöründen kaynaklanan karbon emisyonlarını hafifletmek için tek geçerli alternatif olmaya devam ediyor. Ancak yeni yolların yeni organik kaynaklarla ticarileştirilmesi, uzun süreli düşük petrol fiyatları ve karbon emisyonları üzerinde uygun bir fiyat bulunmaması nedeniyle hala zorlu bir sorundur. SBRC’nin BAE’de test ettiği gibi, enerji artı tarım gibi birden fazla gelir akışından yararlanan iş modelleri, bu zorlukları ele almanın yollarından birini sunuyor.”

SBRC’nin jet yakıtı projesi için, bu organik kaynak, sadece deniz suyuyla çöl ısısında yetiştirilebilecek bir bitkidir: Salicornia bigelovii.

Aslen Meksika Körfezi’nden Salicornia, ısıya ve düşük besin ihtiyacına yüksek toleransa sahip bir halofittir. Tohumları yüzde 30 tohum yağıdır ve yılda bir kez küçük bitkiden hasat edilebilir. Visser, “Bu tohumlardan yağı alıp, hidroişlemeyle araba veya ekipman çalıştırmak için kullanılabilecek yeşil bir dizel üretebiliriz.” diyor.