30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.

Yenilenebilir Gaz Kaynaklarının Doğalgaz Şebekesine Entegrasyonu

Enerform Başkanı Mehmet Ata Ceylan yenilenebilir gaz kaynakları (BİYOGAZ, ATIK GAZ, SYNGAS, H2) ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Dünya nüfusunun her geçen gün artması ve insan yaşamını kolaylaştıracak ürünlerin kullanımının yaygınlaşması, dünyada kişi başına düşen enerji tüketimini artırmaktadır. Enerji tüketiminin artması ise zorunlu olarak enerji üretiminin artırılmasını gerekli kılmaktadır. Fosil kökenli enerji kaynaklarının yakın bir gelecekte tükenecek olması, bu kaynakların verimli olarak kullanımının yanı sıra yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin ve yaygın bir şekilde kullanımını da gerektirmektedir.

Boru hattı doğal gazı geleneksel olarak derin yer altı kuyularından gelmekte ve genellikle petrol üretimi ile ilişkilendirilmektedir. Yenilenebilir Gaz ise Atık Kökenli Gaz (oksijensiz koşullar altında organik maddenin ayrışması ile  ve elektroliz veya diğer yöntemlerle üretilen) H2 (Hidrojen) gazlarından oluşmaktadır. Yenilenebilir doğal gaz, gıda atıkları hayvansal ve bitki esaslı malzemeler gibi günlük hayatta bulunan organik atıklardan türetilmiş doğal gazdır. Aynı zamanda kâğıt, karton ve ahşap gibi parçalanabilir karbon kaynaklarından da türetilebilir. Bu materyallerin bolluğu önemli miktarlarda yenilenebilir gaz üretilmesini sağlar.

Atık kökenli Yenilenebilir doğal gaz üretmek için metan dışındaki elementleri uzaklaştırılması veya azaltılması için temizlenmesi gerekmektedir. Yenilenebilir doğal gaz, boru hattı şebekesinin ve müşteri donanımının güvenli çalışmasını sağlamak için geleneksel doğal gaz boru hattına entegre/enjeksiyon şekilde  çalışır. Bu yenilenebilir doğal gaz çok yönlüdür ve ülkenin kapsamlı boru hattı altyapısı tarafından iletilebilir. 

H2 (Hidrojen) Yenilenebilir Gazı

Bilindiği üzere yenilenebilir H2 gazı elde etmek için birkaç yöntem bulunmaktadır. Bunlardan biri, elektriği gaz yakıtına dönüştürme fırsatı sağlayan Power-to-gas’ teknolojisidir. Bu yöntemde elektrik enerjisinin yardımıyla su, hidrojen ve oksijene ayrıştırılmaktadır.

Mevcut yöntemlerin tümü elektrolizi kullanarak suyun hidrojen ve oksijene ayrılması için elektriği kullanmaktadır. Yani Elektriği kullanarak hidrojen, hidrojenden de gaz oluşturulabilmektedir. İşte bu da “yenilenebilir gaz” olarak adlandırılmaktadır.

DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE ÇALIŞMALAR

Dünya genelinde 2018 yılı sonu itibariyle yaklaşık 510 adet biyometan santrali vardır. Santrallerin büyük bir oranı (%80-90) Almanya’da bulunmaktadır. Ülkeler destek mekanizmaları oluşturarak maliyeti azaltmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve İsveç yenilenebilir doğal gaz piyasasında önde gelen ülkeler arasındadır. Kanada, 2025 yılına kadar doğal gaz ihtiyacının %5ini biyometandan sağlamayı planlarken, 2030 yılına gelindiğinde bu oran %10 olarak beklenmektedir. Böylelikle doğal gaz kullanımında maliyet düşecektir. Ayrıca sera gazı emisyonlarını azaltarak çevreci bir yaklaşım sergilenmesi hedeflenmektedir. 

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (International Renewable Energy Agency, IRENA)’na göre, yenilenebilir gazların (biyogaz, biyometan ve hidrojen) üretiminin önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde artması bekleniyor. IRENA’nın yenilenebilir enerji teknolojisi yeniliği konusundaki çalışmaları şu şekilde ifade edilmekte: “2050 senaryomuzda biyoenerjide on beş kat artış beklenmektedir. Örneğin 1 eksajoule’den 2050 yılında 15 eksajoule’e kadar. 2050 yılına kadar yaklaşık 19 eksajoule yenilenebilir enerji kaynaklı hidrojen üretilmeli ve bu üretim için küresel elektrik üretiminin %16’sı, bir başka deyişle 4 TW’lık yenilenebilir enerji kapasitesi gerekmektedir.”

Mehmet Ata Ceylan

ENERFORM Başkanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir