30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.


SHURA: “RES ve GES Yatırımlarında Kaynak Odaklılık Mı Yoksa Sistem Odaklılık Mı?”

İSTANBUL (Enerji Portalı)- SHURA, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının arttırılmasına dair çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor. Son çalışmalarında SHURA, kaynak odaklı bir yaklaşımla değil de sistem odaklı bir yaklaşımla yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin bir şekilde değerlendirebileceğini belirtiyor.

SHURA, Türkiye’nin Toplam Elektriğinin %50’sinden Fazlasının Yenilenebilir Kaynaklardan Sağlanması” üzerine yaptığı çalışmalar kapsamında “Rüzgar ve Güneș Enerjisi Yatırımlarının Sistem Odaklı Yerleștirilmesi” isimli bir rapor hazırladı.

Raporda, rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünün sisteme uygun bir şekilde tahsis edilmesinin faydaları hakkında ayrıntılı bilgi verilmektedir. Bununla birlikte önerilen uygulamanın gerçekleşmesi halinde sağlanacak faydalar, yatırımlar, sistem maliyetler ve uygulama zorlukları açısından sonuçlarını değerlendirmektedir. Rapor, karar vericiler, özel sektör ve sivil toplumun göz önünde bulundurması için hazırlanmış kısa önerilerle sona ermektedir.

SHURA,  “Toplam elektrik üretiminde %50’den fazla yenilenebilir enerji payına sahip bir sistem tesis etmek için, bu zorlukların hafifletilmesi adına planlamanın bugün başlaması gerekmektedir. Elektrik sisteminin esnekliğinin artırılması gerekmekte ve rüzgâr ve güneş kurulu gücünün tahsis edileceği bölgeler ile ilgili daha dengeli bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır – örneğin, sadece kaynak açısından zengin değil (kaynak odaklı strateji), aynı zamanda yerel talebin yoğun olduğu ve şebeke kapasitesi güçlü olan bölgeler seçilmelidir (sistem odaklı strateji)” diye belirtiyor.

SHURA, çalışmalar sonunda elde ettiği temel bulguları şu şekilde sıralıyor:

  • SHURA’nın kısa süre önce yayımladığı şebeke çalışmasına göre, Türkiye 2017 yılı sonundaki toplam 10 GW rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünü 2026 yılına kadar toplamda 40 GW’a yükselterek, bu iki yenilenebilir enerji kaynağından toplam elektrik talebinin %20’sini karşılayabilir. Bu potansiyel, elektrik sistemi işletimini zorlamaksızın gerçekleştirilebilir. Bu kurulu gücü sisteme entegre etmek için halihazırda planlananlar haricinde ilave iletim şebekesi yatırımına ihtiyaç olmayacaktır.
  • Büyük rüzgar ve güneş kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin elektrik sistemi, bundan daha fazla yenilenebilir enerjiyi de entegre edebilme potansiyeline sahiptir. Aynı çalışma, Türkiye’nin toplam elektrik tüketiminin %30’unu sağlayabilecek 60 GW rüzgar ve güneş enerjisini de entegre edebileceğini göstermektedir. Hidroelektrik, jeotermal ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları dahil olmak üzere, bu gelişme, yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam elektrik tüketimindeki payını %50 seviyesinden daha yukarı getirecektir. Elektrik sistemi esnekliğinin artırılması ve rüzgar ve güneş kurulu gücünün sistem üzerindeki etkileri dikkate alınarak konumlandırılması bunu kolaylaştıracaktır.
  • 60 GW rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünün sisteme entegrasyonunun gerçekleştirilmesi, yatırımları önemli ölçüde artırmayı gerektirecektir. Bu kapasiteye erişmek için 2018’den 2026’ya kadar sisteme yıllık olarak 2,6 GW rüzgar ve 3 GW güneş kurulu gücünün eklenmesi gerekir. Bunun ortalama yatırım hacmi yılda 4,7 ila 6,3 milyar Euro arasında olacaktır.
  • Kaynakların en iyi olduğu yerlere yatırım yapılmasının tercih edilmesine kıyasla, sistem odaklı yaklaşımda 2026’ya kadar gerçekleştirilecek 60 GW rüzgar ve güneş enerjisi kurulu gücünün dörtte biri şebekenin daha güçlü ve elektriğe olan talebin yüksek olduğu alanlara taşınacaktır. Bu değişim, rüzgar kaynakları ve talebin yüksek olduğu bölgeler büyük ölçüde orantılı olduğundan (her ikisi de Türkiye’nin Batı ve Kuzeybatı bölgelerinde en yüksektir), ağırlıklı olarak güneş kurulu gücünü (10 GW kadar bir toplam) etkilemektedir. Güneş enerjisi kurulu gücünün bir kısmı, Orta Anadolu ve Batı Akdeniz’den Türkiye’nin geri kalanına yeniden dağıtılacaktır. Yaklaşık 5 GW kadar rüzgar enerjisi kurulu gücü ise ülkenin kuzey ve doğu bölgelerinde yeniden tahsis edilecektir.
  • Daha az kaynak yoğunluğu olan alanlara yeniden tahsis yapılması durumu, güneş ve rüzgar gücünden üretilen toplam elektrik miktarının üzerinde göz ardı edilebilir bir etkiye sahiptir. Kapasite kullanım oranlarında %3 ila %5 arasında bir düşüş yaşanacağı hesaplanmıştır. Bu kapasiteye yatırım yapan yatırımcının bakış açısına göre, üretimdeki azalma daha fazla olacaktır: sadece yeniden dağıtılan kurulu güce bakıldığında, kaynağın nispeten daha az olduğu yerlerde yapılan elektrik üretimindeki düşüş güneş enerjisinde %10’a kadar bir seviyeye denk gelebilir. Bu durum, bu güneş enerjisi santrallerinden üretilen elektrik maliyetini ortalama %12 artıracaktır. Rüzgar enerjisi için maliyet artışı yaklaşık %4 olup, güneş enerjisine kıyasla daha düşüktür. Bununla birlikte, uygun teşvikler yürürlüğe konulursa yatırımcılar, yatırımlarını kısmen daha az elektrik üretimine rağmen daha sistem odaklı yapabileceklerdir.
  • Sistem odaklı stratejinin faydalarının maliyetlerinden daha yüksek olabileceği hesaplanmıştır. Enerji santrallerinin sadece en iyi güneş ve rüzgar kaynaklarına sahip bölgelere konumlandırıldığı duruma kıyasla, iletim şebekelerinde ve trafo merkezlerindeki ilave kapasite ihtiyacının %6 oranında azalacağı hesaplanmıştır.
  • Sistem odaklı bir stratejinin uygulanması -ki bu da aynı zamanda güneş ve rüzgar enerjisinden üretilen elektrikteki değişkenliğin belli bir dereceye kadar dengelenmesini sağlayacaktır- güneş ve rüzgardan üretilen elektriğin kesintilerini neredeyse ortadan kaldıracak ve aksi bir durumda güvenli ve güvenilir şebeke faaliyetini garanti altına almak için gerekli olan toplam yük al/yük at (YAL/YAT)

Şekil 1: Önerilen Sistem Odaklı Yaklaşım ile RES ve GES’lerin Türkiye Genelinde Öngörülen Dağılımı

Bulgularda en dikkat çekici nokta; sistem odaklı stratejini kaynak odaklı stratejiye göre daha avantajlı olduğunu gösteren argümanların ön planda olmasıdır.

Raporda, “Ülkeler, rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin lokasyonunu daha sistem odaklı yönetmek için çeşitli mekanizmalar uygulamaktadırlar. Örneğin, şebekeye olan mesafelerin daha az olduğu, ancak doğal kaynak kalitesinin daha düşük olduğu alanlara yatırım yapanlar için daha düşük şebeke ücretleri uygulanmaktadır. Elektrik arzındaki farklılıkları dengeleyip düzenleyerek sisteme değer katan üreticiler, Almanya, Brezilya ve Çin örneklerinde olduğu gibi ilave kar sağlanarak ödüllendirilebilir. Diğer bir örnek olarak Meksika, ilk yapmış olduğu yenilenebilir enerji ihalelerinde, sistemin güvenliği ve güvenilirliğine en çok değer katan alanlara yatırım yapan üreticiler için bir kredi sistemi tesis etmiştir.

Daha fazla güneş ve rüzgar enerjisini sistemine entegre etmek amacıyla Türkiye, hem teknoloji hem de politika açısından kurulu gücün daha dengeli bir şekilde konumlandırılması için yollar bulmaya ihtiyaç duyacaktır. Diğer ülkelerin en iyi uygulamaları ve tecrübelerinden öğrenmek, bu geçişi büyük ölçüde hızlandıracaktır.” ifadelerine yer verilerek Türkiye’nin sistem odaklı enerji politikaları üretmesini tavsiye ediliyor.

Raporun son kısımlarında SHURA, daha fazla güneş ve rüzgar kurulu gücünün elektrik sistemine entegrasyonunu kolaylaştırmak adına, şebekenin bu entegrasyonu en iyi şekilde karşılayabileceği doğrudan yatırımların yapılması, politika ve mevzuatın güncellenmesi gerektiğini söyleyerek bu sırada aşağıdaki hususlara odaklanılmasını öneriyor:

  • Kaynak açısından zengin alanlara yatırımları sınırlamaksızın, dengeli bir yenilenebilir enerji piyasası yaratan düzenleyici çerçeve geliştirmek
  • Teknoloji ve lokasyona özgü bir şekilde projelerin maliyetleri üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurmak suretiyle, sistem dostu bölgelere yatırım yapan yatırımcıları ödüllendirmek
  • Güneş ve rüzgar enerjisinin sistem odaklı bir şekilde tahsis edilmesini dolaylı olarak destekleyen çatı tipi güneş enerjisi santrallerini ilgilendiren düzenleyici çerçeveyi, mevcut politikalarla entegre etmek
  • Arazi mevcudiyeti, yer seçimi kısıtlamaları, ekonomik faaliyet, yerel değer yaratma ve mevcut şebeke altyapısını göz önünde bulundurmak suretiyle, Türkiye’nin her bölgesinde yenilenebilir enerji yatırımları planlamak
  • Kaynak açısından daha az zengin alanlardan elektrik üretimini en üst düzeye çıkartabilen ve sistem esnekliğini artıracak seçenekleri içeren bir teknoloji portföyü ile sistem odaklı bir stratejiyi bir araya getirmek, böylelikle rüzgar ve güneş enerjisinin sisteme entegrasyonunu kolaylaştırarak yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin kesintisini ve YAL/YAT talimatlarını azaltmak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.