30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.


Karbon Sertifikası, Paris Anlaşması, Kyoto Protokolü ve Olası Etkileri

C. Selçuk Güngör (Köşe Yazısı) – Uzun ve karmaşık bilgi içeren yazılardan sıkılanlar için en başa ne anladınız özeti koymak istiyorum. 

Sera gazı salınımını azaltma taahhütü verdik, en kolay yollardan biri ; Yenilenebilir Enerji Yatırımı yapılması gereklidir, bunun için öncelikle zor yol teşvikler, destekler, kolay yol ise cezalardır. Sizce ülkemiz bu konuda verdiği sözleri uygulamak için hangi yöntemi tercih eder, teşvik yada ceza? (Ceza yerine vergi dersem cevabınız değişir mi?)

Devletimizin uygulamalarını eleştirmeyelim, aslında 13,3 cent olarak bilinen uygulama ile bir teşvik modeli ile başladı, ancak devamında bir Karbon vergisi uygulaması yapması ve bunu hazineye gelir olarak atması, daha uygulanabilir bir model olarak görünüyor.

Çeşitli defa bu grafiği sevdiğimi belirmiştim, sektörel büyüme olarak teşvik ve yansımasını burada görebilirsiniz. Ama bu değilde üretilen enerji nasıl artı derseniz, ülkemizde sadece güneş enerjisi olarak baktığımızda ;

Yani artık teşvik ile gelinecek noktaya geldik, ve geçtik. Zaten mini YEKA’larda bunu daha net gördük. Teşvik günleri bitti. Bundan sonra yenilenebilir enerji yatırımı olmayana, yada sera gazına sebep olanlara diyelim, ek vergi konması gündeme geldi diyebiliriz.

Karbon sertifikası adı altında duymuş olabileceğiniz konunun artık gündeme daha hızlı girmesinden bahsediyorum. Güneş enerjisi başta olarak , fabrikanızda, üretim tesisinizde düşük karbon ayak iziniz olduğunu beyan etme zorunluluğunun gelmek üzere olduğundan, yapanların hem yaptırımdan kurtulma hemde ek gelir imkanını anlatmaya çalışacağım.

Şimdi üzülerek (biliyorum seveni az ) biraz daha kitabi bilgiye dönmek durumundayım.

Paris Anlaşması çeşitli iletişim kanalları ile bir şekilde duymuş olacağınız bir iklim anlaşmasıdır. 5 Ekim 2016 tarihinde imzalanmış, ana amaç olarak küresel ortalama sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2°C altında tutulmasını hedeflemiş, bu kapsamda Küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun karşılanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir.

Yenilenebilir enerji sektörünü tam kalbinden etkileyen bir anlaşmadır.

Bu şekilde mevzuatsal bir bilgi girişi ile yetinmek isterdim, fakat anlaşmanın bize olan etkilerini incelemek için biraz daha bilgi vermek gerekecek.

AB’nin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği için minumum %27 hedefinin yanı sıra, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını en azından %40 azaltma hedefi için 2030 İklim ve Enerji Politikaları Çerçevesi’ni hazırlamıştır. İşte tam burada Paris Anlaşması, AB’nin bu hedeflerine yaklaşımına uygun olarak belirlenmiştir.

Aslında bundan çok daha önce Aralık 1997’de Kyoto’da imzalanan Kyoto Protokolü ile, sanayileşmiş ülke Taraflarına bağlayıcı sera gazı salım sınırlama ve azaltım yükümlülükleri getirmiştir.

Ülkemiz ise Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamıştır. Ancak tam resmiyete girmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” 7 Ekim 2021 tarihli ve 31621 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.Biliyorum kitap metinlerinden sıkıldınız, o yüzden daha uzatmadan konuya gireceğim. Ama sürekli bir sera gazı ibaresi geçiyor, kim bu arkadaşlar?

Sera Gazları ;
Başlıca Sera Gazı Etkisi yapan ve Kyoto protokolünde sera gazı olarak kabul edilen bileşikleri

Karbon dioksit (CO2),
Metan (CH4),
Nitröz Oksit (N2O),
Hidroflorür karbonlar (HFCs),
Perfloro karbonlar (PFCs),
Sülfürhekza florid (SF6)

Sonunda ana konuya girebileceğim yere geldik.

Doğal gaz santralleri ile elektrik üretirsek 1 GWh için 499Ton sera gazı, bu Linyit olursa 1054 Ton sera gazı demek. Bunu azaltmanın enerji tarafından baktığınızda en kolay yolu Rüzgar ve Güneş Enerji santralleri ile enerji üretiminden geçiyor.

Şimdi Türkiye resmi olarak Kyoto ve Paris anlaşmalarını imzalayan bir ülke olduğuna göre, ve Türkiye’nin ulusal katkı beyanına göre, sera gazı emisyonlarının 2030 yılında referans senaryoya (BAU) göre artıştan  %21 oranına kadar azaltılması öngörülmesine göre (Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkı (Türkçe) – (İngilizce) için tıklayınız)

Kısa bir zaman zarfında tesisin elektrik tüketim değerine göre belirlenecek bir sera gazı (dolaylı yoldan) etkisi nedeni ile bir Karbon Vergisi gündeme gelecektir. Bu oranı belirlemek istersek, uygulayan ülkelere baktığımızda, karbon sertifikası bedeli 2020 için Mwh 0,8 -1 euro gibi bir rakam görüyoruz. Ama sera gazı tonu ceza olarak baktığımızda 60 euro gibi bir rakam karşımıza çıkıyor. Ortalama olarak 0,49 ton 1mwh dersek;

Basit bir hesapla günde 100kWh kullanan ufak esnaf, yılda 36.000kWh enerji tüketir, 36×0,49 = 17,64 ton x60 euro =1.058 euro bir vergi karşımıza çıkıyor.

Şimdi ticarethane ise, 36.000kWh x 0,96TL = 34.500 TL elektrik faturası + 10.000TL Karbon vergisi , yani %28 elektrik fiyatı zammı demek.

Bu olmadan önce tesislerimize güneş enerjisi yatırımı yapmak üzere, Güç sizinle, güneş hepimizle olsun.

Köşe Yazarı

Cüneyt S. Güngör

Müşavir Elektrik Elektronik Mühendisi
Yenilenebilir Enerji Uzmanı

cuneyt@csgenerji.com

cüneyt selcuk güngör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir