30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.

Hidroelektrik Enerji Santralleri (HES’ler) Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından Hidroelektrik Enerji Santralleri (HES’ler) hakkındaki kamuoyunun yanlış algılarını düzeltmek ve doğru bilgilendirilmesi adına bir çalışma yapıldı.

Yapılan çalışmada sekiz soru üzerinden HES’ler hakkında en çok akılları kurcalayan konular hakkında bilgi veriliyor. Bu yazımızda sizlerle bu çalışmayı paylaşıyoruz:

YANLIŞ-1: “HES’LER DERELERİ KURUTUYOR.”

Hidroelektrik Enerji Santraller (HES) nehirleri kurutmazlar. Hidroelektrik Enerji Santralleri; elektrik üretimi amacıyla suyun belli bir miktarını (asla tamamını değil) belli bir noktada nehir yatağından alarak, belli bir mesafe boyunca iletim yapısı ile santrale düşürerek elektrik üreten santrallerdir. Su türbini döndürdükten sonra özelliklerinden hiçbir şey kaybetmeden tekrar yatağına bırakılır. Bu esnada hiçbir kayıp veya kirlenme söz konusu değildir. Aksine suyun HES’te kullanılan kısmı katı atıklardan temizlenerek dere yatağına bırakılmaktadır. Bu anlamıyla HES’ler değirmen taşını değil de bir türbini döndüren modern zaman değirmenleridir.

İnsanoğlunun, doğal hayatın, tarım alanlarının vs. su haklarının bırakılıp bırakılmadığının takibi, suyun çevrildiği noktada kurulan ve anlık olarak izlenebilen akım gözlem istasyonları (AGİ) yardımıyla yapılır. Deredeki son 10 yıllık ortalama akımın “en az” %10’u olacak şekilde belirlenen su miktarı ile çoğu havzada, suyun az olduğu yaz aylarında, gelen suyun tamamı dere yatağına bırakılır.

Mansaba bırakılması gereken suları bırakmayan firmalara ağır yaptırımlar söz konusudur. Eğer firma taahhüt ettiği suyu bırakmıyor ise bu, HES’in değil, suyu bırakmayan HES sahibinin ve onu denetleyip cezasını vermeyen kamu kuruluşlarının suçudur. Bundan dolayı ‘HES yapılmasın’ demek, ‘Sürücüler kurallara uymuyor, aşırı hız yapıp trafik kazalarına yol açıyor’ diyerek ‘Yol’ yapılmasına karşı çıkmaya benzer. Yolları toprak yol şeklinde bırakmıyoruz, düzgün otoyollar yapıp bunlara radarlı kontrol cihazları yerleştiriyoruz. Bunlara rağmen hız yapanlara önce para, sonra trafikten men cezası veriyoruz. HES projeleri içinde benzer bir durum söz konusu olup yönetmeliklerle belirlenen kurallara uymayan firmalara, projenin iptaline kadar gidebilen ağır yaptırımlar uygulanmaktadır.

Suların tahsisinde öncelik sıralaması;

  • İçme ve Kullanma
  • Tabii Hayat ihtiyacı
  • Zirai Sulama
  • Enerji ve Sanayi
  • Diğer ihtiyaçlar, şeklinde olup

Görüleceği üzere HES projeleri havzadaki içme-kullanma, doğal hayat ve tarımsal alanların su ihtiyaçları karşılandıktan sonra kalan su ile enerji üretmektedir. Bu nedenle HES projeleri genel olarak suyun bol olduğu Mart,Nisan ve Mayıs aylarında (taşkın dönemlerinde) enerji üretmektedir. Dolayısıyla HES’lerin dereleri kuruttuğu ifadesi kesinlikle gerçeği
yansıtmamaktadır.

YANLIŞ-2: “DERELER ÖZEL SEKTÖRE SATILIYOR.”

Dereler hiçbir surette satılmıyor. HES yapmak isteyen firmalara suyun kullanım hakkı 49 yıllık bir süre için DSİ ile imzalanan Su Kullanım Hakkı Anlaşması çerçevesinde verilmektedir. Bu anlaşma metninde, firmanın suyu sadece enerji üretimi amacıyla kullanacağı, DSİ’nin herhangi bir zamanda herhangi bir nedenle isteyeceği suyu, tazminat talep etmeksizin, yatağa bırakmak zorunda olduğu açıkça belirtilmektedir.

HES’ler toplam orman alanımızın yalnızca binde birini kapsayan bir alanda inşa ediliyor.

YANLIŞ-3: “BÜTÜN DERELERİMİZE HES YAPILIYOR.

Teknik ve ekonomik açıdan derelerimizin tamamına HES yapma imkanı bulunmamaktadır. İlgili Kurumlar tarafından yapılan detaylı çalışmalar sonucu sadece; teknik, ekonomik, çevresel ve sosyal açıdan uygun yerlere HES yapılabilmektedir.

Ülkemizdeki suların kaynağından denize döküldüğü noktaya kadar tamamında HES yapmamız halinde 433 milyar kWh olacak potansiyelimizin yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı bugün için sadece 165 milyar kWh lik kısmında HES yapmak mümkündür.

Teknik ve ekonomik açıdan HES yapılması mümkün olmayan yerlere bunların yapılmasına izin verilmediğinin garantisi, fizibilite kontrolü yoluyla, DSİ’dedir.

Kaldı ki ülkemizin su kaynakları açısından zengin olmadığı bilinen bir gerçek. Ülkemizdeki 25 havzanın birkaçı haricindeki havzalarda su kaynakları genel olarak sulama suyu ve içme suyu temininde kullanılıyor. Doğu Karadeniz ve Çoruh Havzalarında ise bu türden su kullanımları, arazi ve iklim yapısı sebebiyle çok düşük seviyelerde bulunuyor. Ayrıca bu havzalar; yağış rejiminin iyi olması ve kısa mesafede yüksek düşülerin sağlanabilmesi açısından hem baraj hem de nehir tipi santraller için en uygun yerler. 25 havza içerisinde önemli büyüklüğe sahip diğer havzaların büyük bir kısmının (örneğin; Konya Kapalı, Meriç-Ergene, Gediz, Küçük, Büyük Menderes ve Kuzey Marmara Havzalarında) HES’ler için çok elverişli olmadığı biliniyor.

Rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların tamamına yakını ithalat sebebiyle yurt dışına giderken
yenilenebilir HES yatırımlarının %90’ı yurt içinde kalmaktadır.

DSİ

YANLIŞ-4: “HES’LER ORMANLARI YOK EDİYOR.”

Türkiye genelinde HES’ler için orman alanlarından 25.061 hektar alanda bedelli olarak izin alınmıştır. Bu arazi, toplam orman alanımızın binde 1’inden daha az bir alana tekabül ediyor.

HES projelerinin yoğunluk arz ettiği Rize’de ise HES’ler için ormanlardan 135 hektar alanda bedelli olarak izin alınmıştır. Bu alan Rize ormanlarının on binde 8’ine tekabül ediyor.

Diğer taraftan HES firmalarından, zarar verdikleri ağaç sayısının en az 5 katı kadar ağaç dikmeleri konusunda taahhütte bulunmaları isteniyor. Üstelik dikilmesi istenen bu ağaçların ekonomik değerinin kesilen ağaçlara kıyasla daha yüksek olanlardan seçilmesi gerekiyor.

YANLIŞ-5: “HES’LER DOĞAYA BÜYÜK ZARAR VERİYOR.”

Enerji üretiminin çevre üzerindeki tesirleri değişik biçimlerde değerlendirilebilir. Bu değerlendirmeler; her bir kaynak için birim enerji üretimine karşılık gelen kirletici madde tip ve miktarları, bunların çevre ve atmosfer içerisinde dağılımları, çalışanların ve halkın sağlığı üzerine etkileri, atığın miktarı ve zehirliliği, uzun dönemde çevre ve çevreyle
ilgili sistemler üzerindeki tesirleri bakımından dikkate alınarak yapılabilir. Enerji üretim türleri arasında seçim yaparken teknik, çevresel, sosyal ve ekonomik tesirler bir bütün olarak düşünülmelidir.

Fosil yakıtların çevresel tesirleri göz önüne alındığında karşımıza sera etkisi,asit yağmurları ve hava kirliliği çıkmaktadır. Bu tür yakıtlardan
yanma neticesinde enerji elde edildiğinde yanma ürünleri (CO2, NOx ve
SO2 gibi gazlar), baca gazı olarak atmosfer içinde dağılmaktadır. Baca gazları ayrıca uçucu kül ve hidrokarbonları içermektedirler. Özellikle ısıl değerleri düşük, kül ve kükürt içerikleri yüksek olan kalitesiz yerli linyitlerin kullanılması, hava kirliliğini artırmaktadır.

Nikel, kadmiyum, kurşun, arsenik gibi zehirli metaller de fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere atılan diğer maddelerdir. Karbondioksit (CO2), sera etkisi oluşumunda etkin rol oynamaktadır. Dünyada sanayileşme öncesi atmosferdeki CO2 konsantrasyonu 280 ppm (milyonda birim) dolaylarında idi. Bu konsantrasyon, 1958’de 315 ppm, 1986’da 350 ppm ve 2005’de 379 ppm düzeyine artan CO2 miktarı, sera etkisi ile yerkürenin sıcaklığının artmasına sebep olmakta, bu da iklim denge lerinin bozulmasına yol açmaktadır. Kükürtdioksit (SO2) ve Azotoksit (NOx) ise esas olarak asit yağmurlarına yol açmaktadır. Atmosferdeki su buharı ile birleşen SO2 ve NOx sülfürik ve nitrik asit oluşturmakta ve bu da dünyanın ekolojik dengesinin bozulmasına sebep olmaktadır.

Hava kirliliği ve asit yağmurlarının yanı sıra fosil yakıtların kullanımı ve taşımacılığı da çeşitli riskler taşımaktadır. Kömür madenciliği çalışanlara sağlık riskleri getirmekte, petrol taşıyan tankerlerin sebep olduğu kazalar yüzlerce ton petrolün denize yayılmasına yol açabilmektedir.

Tüm bu doğayı kirletici ve zarar verici etkilere rağmen Küresel enerji tüketim rakamları incelendiğinde %69 ile en büyük payı fosil yakıtlar almaktadır. Buna karşılık yenilenebilir enerji payı %31 olarak ifade
edilmektedir. Fosil yakıtlar (kömür, petrol ve doğal gaz), hemen hemen bütün ülkelerde temel enerji üretim kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadırlar.

Bu açıdan bakıldığında hidroelektrik en temiz enerji üretim yoludur. Karbon emisyonuna yol açmadığı için HES’ler küresel ısınma ve iklim değişimine karşı desteklenmesi gereken tesislerdir. HES’ler suyun gücünden yararlanan, enerji üretimi neticesinde hiçbir atık ortaya çıkarmayan, temiz enerji üreten tesislerdir. Örneğin, 25 MW’lik bir nehir santrali, yıllık 80 milyon kilovatsaat yeşil enerji üretir ve bu da yaklaşık 47 000 ton karbondioksit salınımının engellenmesi ya da 9.000 aracın trafikten çekilmesi anlamına gelir. Bu da yaklaşık 3 milyon ağacın saldığı temiz havaya eşdeğerdir.

Özetle; “HES’ler doğaya büyük zarar veriyor.” algısının aksine Hidroelektrik Santraller doğa dostu tesislerdir. HES’ler son 44 yılın en kurak yılı olan 2017 yılında ekonomiye 2 milyar ABD Doları katkı sağladı.

DSİ

YANLIŞ-6: “DİĞER YENİLENEBİLİR KAYNAKLAR DAHA TEMİZ VE VERİMLİ.”

Her üretim faaliyeti, bir takım menfi sonuçlara yol açabiliyor. Günümüzde rüzgâr enerjisi santralleri için de aşırı gürültüye sebep oldukları, kuşların göç yolları üzerinde bulunmaları sebebiyle onlara zarar verdikleri, hava
akımlarının doğal dolaşımını bozarak iklim değişikliğine sebep oldukları, görüntü kirliliğine yol açtıkları yönünde eleştiriler bulunuyor. Keza güneş enerjisi santralleri (GES) için de bazı eleştiriler dile getiriliyor. Güneş santrallerinde enerji üretilmesini temin eden paneller ve fotovoltaik pillerin üretimleri esnasında, üretilecek enerjiye kıyasla çok miktarda doğal
olmayan maddenin tabiata bırakıldığı, çok geniş arazi kullanımı ve yine oluşan yüksek ısıların kuşlara zarar verdiği yönünde eleştiriler ifade ediliyor.

Ayrıca güneşten elektrik enerjisi üretmek çok pahalıya mal oluyor. Bu sebeple tesis maliyeti ve ömrü, üretilen enerji miktarı ile birlikte değerlendirildiğinde, enerji üretim maliyeti yüksek çıkıyor. Bu sebeplerle de güneş santrallerinin günümüzde dünya elektrik üretimindeki payı çok küçük.

Diğer taraftan ülkemiz açısından düşünüldüğünde rüzgâr, güneş ve diğer yenilebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımların tamamına yakını ithalat gerektirdiğinden ülkemiz kaynakları yurt dışına gitmekte iken HES yatırımlarının %90’nına yakını yurt içi yatırımıdır.

Ayrıca HES’ler enerjinin depolanabildiği tek kaynak olup, depolanan su ile istenilen miktarda enerjiyi depolayarak talebe bağlı üretim yapma imkânı varken RES, GES gibi kaynaklarda talebe bağlı bir üretim yapmak mümkün değildir.

Özetle her üretim faaliyetinin konumuz itibariyle de her enerji üretim metodunun çevreye ve tabii yaşama etkileri mevcut. Mesele fayda-maliyet
unsurları dikkate alınarak en uygun metodun seçilmesinde yatıyor. Bu çerçevede ülkemiz koşulları göz önünde bulundurulduğunda; ülkemizin
topoğrafik yapısı, uygun su kaynaklarımız, ekonomik ve çevresel şartlar hidroelektrik enerjinin ülkemiz için alternatifleri arasında en uygun enerji
türü olduğunu ortaya koyuyor.

YANLIŞ-7: “ATTIĞI TAŞ ÜRKÜTTÜĞÜ KUŞA DEĞMİYOR.”

HES’ler ile alakalı en sık dile getirilen eleştirilerden biri de üretilecek enerji miktarının düşük olacağı yönünde. HES’lerin ülkemizin enerji ihtiyacını karşılaması konusunda yüzde 1 ve hatta binde 3 gibi gerçeklerden çok uzak oranlar ifade edilebiliyor.

Oysa HES’ler ülkemizin enerji ihtiyacının dörtte birini karşılıyor. 2017 yılında HES’lerin ürettiği 58 milyar kWh enerjinin ekonomiye katkısı takriben 10 milyar TL olup başka bir ifadeyle eğer HES’ler olmasaydı 2017 yılında ihtiyaç duyduğumuz enerjiyi karşılamak için 10 milyar TL’lik doğalgaz alımı yapmak zorunda kalacaktık.

2003 yılında yürürlüğe giren Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği kapsamında özel sektör tarafından inşa edilen HES’ler ise son 15 yılda devreye giren santrallerin %95’ini oluşturuyor.

15 yılda devreye alınan 15 130 MW kurulu gücün, 12 622 MW’ı özel sektör tarafından inşa edildi. Bu da takriben 42,8 milyar kilovatsaatlik enerji üretim kapasitesi anlamına geliyor. Ülkemizin 2017 yılı enerji tüketiminin 292,6 milyar kilovatsaat olduğu dikkate alındığında yalnızca 15 yılda devreye alınan özel sektör HES’lerinin ülkemizin %15’lik enerji ihtiyacını karşılama kapasitesi olduğunu görüyoruz.

2017 yılı sonu itibari ile inşaatı devam eden özel sektör HES’lerinin toplam kurulu gücü 3 395 MW ve yıllık enerji üretim kapasiteleri de 9,3 milyarkilowatsaat’dir. 2017 yılı sonu itibariyle yalnızca özel sektör HES’lerinin enerji üretim kapasitesi yaklaşık 51 milyarkilowatsaat olacak. Bu da ülkemizin bugünkü enerji ihtiyacının %17’sine karşılık gelmektedir.

Diğer taraftan 2003 yılından sonra HES projelerinin özel sektöre açılmasıyla; devletin sırtından takriben 60 milyar ABD doları tutarında yatırım yükü kalkmış oldu.

Özel sektör tarafından son 15 yılda;
• İşletmeye alınan 479 adet HES için yapılan yatırım miktarı takriben 25 milyar $,
• İnşaatı devam eden 59 adet HES için yapılan/yapılacak yatırım miktarı takriben 6 milyar $,
• Planlanan HES’ler için yatırım miktarı ise takriben 29 milyar $.

Bu kalemlerin toplamı 60 milyar dolarlık özel sektör yatırımına işaret ediyor. Özel sektör, enerji alanında bu yatırımları yapmamış olsaydı, 60 milyar dolar tutarındaki söz konusu yatırım devlet bütçesinden karşılanacaktı.

YANLIŞ-8: “DÜNYADA GELİŞMİŞ ÜLKELER HES YAPMIYOR.”

HES’ler ile alakalı sıklıkla gündeme gelen bir diğer eleştiri de “gelişmiş” olarak tabir edilen ülkelerin Hidroelektrik Santraller yerine güneş ve rüzgâr gibi alternatiflere ağırlık verdiği yönünde. Bu ifade kısmen doğrudur, gerçekten gelişmiş ülkeler güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir
kaynaklara büyük yatırım yapmaktadırlar. Ancak bu gözlem hidroelektrik santraller yapmadıkları anlamına gelmiyor. Zira gelişmiş ülkeler “gelişmiş” sıfatını kazanırken hidroelektrik potansiyellerinin tamamına yakınını zaten devreye sokmuşlardır. Bu sebeple güncel HES yatırımları diğer santrallere oranla düşük görünmektedir. Örneğin dünyanın en gelişmiş ekonomilerinden biri olan Norveç enerji tüketiminin %98’ini HES’lerden temin ediyor. Büyük nehirlerin hidroelektrik potansiyelini geliştirmiş olan Norveç’te 4000’e yakın nehir tipi HES bulunuyor.

Gelişmiş ülkeler HES potansiyellerinin tamamına yakınını kullanıyor. Norveç enerji tüketiminin %98’ini HES’lerden temin ediyor.

DSİ

Aşağıda verilen resimlerin birincisi uydudan dünyanın gece görünümü, ikincisi ise 2004 yılı için kıtaların hidroelektrik potansiyelini kullanma oranını (ülkemizin 2004 yılındaki hidroelektrik potansiyel gelişimi %25’ler düzeyindedir) gösteriyor.

İki resim örtüştürüldüğünde gelişmiş olarak tabir edilen bölgeler (Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya vs.) hidroelektrik potansiyelini yıllar önce büyük ölçüde değerlendirmişken bizimde içinde yeraldığımız Asya kıtası ve diğer kıtalarda maalesef bu durum tam tersi görünüyor. Buradan hidroelektrik
potansiyel gelişimi ile gelişmişlik düzeyi arasındaki ilişki açıkça görülüyor.

Ülkemizde tek tek bakıldığında enerji üretim seviyeleri düşük görüldüğü için daha çok eleştirilen 10 MW’ın altındaki HES’lerden (Küçük HES-KHES) Fransa’da 2200 civarında bulunuyor. Bu tesislerin toplam kurulu gücü yaklaşık 1800 MW. Bu potansiyel, ülkenin toplam hidroelektrik üretim kapasitesinin yaklaşık %4’ünü oluşturuyor.

Türkiye hidroelektrik potansiyelini yüzde yüz devreye aldığında ülkemizde yaklaşık 1500 HES olacak. Almanya’da yalnızca küçük hidroelektrik santrallerin sayısı ise 7000’i buluyor.

DSİ

Bir nehir üzerine birden çok HES tesis edilmesi de yine ülkemizde eleştiri konusu yapılan hususlar arasında yer alıyor. Fransa’da sadece Rhone Nehri ve kolları üzerinde 1937-1986 yılları arasında 19 adet baraj ve HES inşa edildi. Aynı nehir üzerinde hâlihazırda 22 adet nehir tipi HES bulunuyor.

Almanya’da 2008 yılı itibariyle 7.300 KHES bulunuyor. Sadece Bavyera eyaletinde 1135 adet küçük hidroelektrik santral mevcut.

Japonya’da 1350 civarındaki KHES 7000 MW toplam kurulu güce sahip. Bu santraller ülke üretim kapasitesinin%6’sını oluşturuyor.

AB üyesi ilk 15 ülkede ortalama gücü 0,7 MW olan yaklaşık 14 000 KHES bulunuyor.

10 yeni üye ülkede 2770, 3 aday ülkede ise toplam 390 tesis yer alıyor.

Bazı Avrupa Ülkelerinin Hidroelektrik Enerji Kullanımı

Ülkemiz Avrupa’da Rusya ve Norveçten sonra en büyük 3. hidroelektrik potansiyeline sahiptir.

Ülkemiz 2003 yılında Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde yürürlüğe koyduğu Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği ile 10 yıllık süre zarfında potansiyel kullanım oranını arttırarak % 51’e yükseltti. Hedef Cumhuriyetimizin 100. yılında teknik ve ekonomik potansiyelin tamamını çevresel ve sosyal faktörleri gözeterek devreye almak ve enerji alanında kendine yeten bir ülke vizyonuna katkı sağlamak.

Kaynak: DSİ, “HES’lerle Alakalı Doğru Bilinen Yanlışlar” çalışması

1 Yorum

  • Avatar Hes Zararlidir dedi ki:

    Kahramanmaraş ta hes kurulmus nehir yatagini gordum. Su seviyesi 3mt den 40 cm ye düşmüştü. Yazıyı dikkatle okumak lazim ne diyor en az %10 su birakirlar, hic birakmasalardi, %10 nedir? Suyu biriktirip yuksek debi ile az az birakirsan enerji uretir kara gecersin, yoksa degirmen ornegi vermis ya uzmanlar, degirmen gibi normal debide uretim yaparsan para kazanamazsin. Yani neymis kuraklik olusturursun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir