30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.


Enerji Sektörünün Vicdan Muhasebesi Volume I: Enerji Bürokrasisinde Karar Trajedileri

Bu alem, kimsenin kimseyi konuşturduğu alem değildir, herkesin birbirini susturduğu alemdir.-(Testere Necmi/Kurtlar Vadisi-Dizi)

Devletle ortak olanın vereceği çok olur, Allah’la ortak olanın alacağı çok olur. (Bir Türk Atasözü)

Murat GÜVEN (Köşe Yazısı) – 90’li yıllarda bir TEDAŞ görevlisi olarak iş hayatına başlamıştı Necmi Bey, üniversite mezunu ve Elazığlı olmaması nedeniyle Anadolu’nun küçükçe bir vilayetine atanmıştı, aday memurluktan sonra kurumun “en pis” işlerinden kaçak elektrik takibi ve cezai işlemlere yönelik birime atanmış ve kendisinden başka kimse olmadığı için köy, kasaba demeden ilgili ilin tüm kaçak elektrik işlerine bakar olmuştu.

Yaman adamdı vesselam, kaçak elektrik kullanan elinden kaçamazdı. Ne maceralar yaşamıştı, sayaca sahte mühür atan mı, kanca çeken mi, mandal düşüren mi dersin, sayaca zaman ayarlı düzenek çeken mi dersin? Sayacın bir yerine monte edilen demir tozu, demir çubuğu, röntgen filmi, yorgan iğnesi, mumu ne ararsan vardı. Hatta bir defasında evindeki tuğlalara ince tellerden rezistans yapıp evini alttan ve duvardan ısıtma yapan bir aile ile karşılaşmıştı ki; şeytanın aklına bile gelmez.

İşte yine bir gün “kaçak avı” esnasında o garip şeyi görmüştü, anten dese anten değil, pervane dese pervane gibi ama ı ıh değil. İki katlı evin yamacında duran uzun bayrak direğinin en tepesine konulmuş, rüzgâr estikçe dönen bu pervane benzeri makinenin arkasından çıkan kablo evin içine doğru gidiyordu. Derhal Jandarma Karakol Komutanı’na haber verdi ve o gün mesai bitmeden baskını yaptılar. Yapan sivri zekanın anlattığına göre güya şebekeye bağlı değilmiş, Almanya’dan arabayla getirttiği bu rüzgâr gülü ve 2 aküyle ancak kendi evinin birkaç lambasını ve garajın aydınlatmasını sağlıyormuş. Güya ürettiği elektriğin ne millete ne de devlete zararı varmış, onun bir suçu yokmuş. Necmi yer mi? Yılların Necmi’si, okuma gözlüğünü taktığı gibi tutanağını tutar, kaçak için kullanılan bu tesisatı jandarmanın da yardımıyla söker ve devlet olarak el koyar. Bu elektrik kaçakçısına da güzel bir ceza verilmesini sağlar. İlgili kişinin kaçak elektrik kullanım süresi ve kW üzerinden para cezası veya 6 aydan 1 yıla kadar elektrik hırsızlığından hapisle yargılanmasını sağlar.

TEDAŞ Emeklisi Necmi Bey bu anısını, eşiyle gittiği Bozcaada seyahatinde rüzgâr santrallerine bakarken hatırladı mı bilinmez, ama bir zamanların devletin “kendi elektriğini üreteni” bu veya benzer hikayelerle çokça cezalandırdığını bilmeyeniniz duymayanınız yoktur sanırım. Nitekim daha genç olanlarımız böyle bir şeyin olabileceğine akıl sır erdiremez; ama 1950’li yıllarda bandrolsüz, yıllık vergisiz Radyo imalatı yapan kişilere vergi kaçakçılığından para cezası ve hatta yıllarca hapis cezası verildiğine dair Öğretmen Nedim Çakmak’a ait “SIĞIRLAR AYNI YERDE OTLUYORLARDI” isimli meşhur öyküyü sosyal medyada okumayanınız kalmamıştır diye düşünüyorum. Yine aynı öyküde bu idealist teknik lise çıkışlı öğretmenimizin “radyo cezasını” yememesi için hoş görülü milli eğitim müdürü ve kaymakam sayesinde önce takdir, sonra sürgünle hapis cezasından sıyrıldığını ve İzmir-Ödemiş’in elektriği olmayan bir köyüne sürgün edildiği anlatılır, burada  terkedilmiş su değirmenine şehirden getirdiği “ Alternatör, voltaj aralığı sağlayan kolektör ve kondüktör, jeneratörün miline monte edilecek kayış ve tribün kanatlarını kaynak yapacağı değirmen çarkı” ile şimdilerde Mikro Hidroelektrik Santrali (HES) olarak tabir edilen tesisatı kurduğunu ve Ödemiş’in elektrikten bihaber Kızılkeçili köyünün meydanını buradan çektiği kablolarla nasıl aydınlattığını anlatır. Malum 2 gün sonra Jandarma’nın baskınıyla tüm tesisat sökülür ve bizim mucit öğretmen basar istifayı ve ülkemizi kısmen terk eder [1].

Nitekim bu ülkede kendi elektriğini kendin üretmek çok zordur. Ama işler değişti. 2020 yılında doğan bir çocuğunuz var ise ilköğretime başladığında muhtemelen kendi elektriğini kendi üreten bir okulda okuyacak ve elektrikli okul servis minibüsüne binerek okuluna gidecek, elektrikli servis minibüsü şoförünün üniversiteye hazırlanan oğlunun ilk tercihi yenilenebilir enerji teknolojilerine yönelik bir mühendislik dalı olacak, okumayı istediği okul tanıtım videolarında %100 Temiz Enerji ile elektrik ürettiğini övünerek anlatacak, tanıtım videosunda 3 boyutlu yazıcılarla üretilmiş saydam, cam yerine kullanılabilen verimli güneş hücreleriyle kaplı rektörlük binasını izleyip rektörlük binasının koridorlarında, üniversite kampüsünde sanal bir yolculuğa çıkacak, kendi hayal ettiği bölümle ilgili kısma geldiğinde biyokütle tesislerinden, güneş enerjisi santrallerine, deniz üstünde kurulu yerli rüzgar enerjisi santrallerine, devasa akülü depolama tesislerine kadar bir çok renkli teknolojinin örneklerini izleyecek.

Çok yakın bir gelecek ön görüsü bu, hatta bahsettiklerimin birçoğunu zaten yaşıyoruz, sadece o tarihlerde daha sık yaşayacağız. Ev hanımlarının kendi kendilerine takıp çıkarabileceği, kompakt enerji üretim santrallerinin bile çok uzağında olmadığımız müthiş hızlı gelişen bir teknoloji çağındayız.

Karar Trajedilerinde bir Vaka Analizi: Elektrikli Araçlar

Artık teknolojinin bu hızına yönetmelikler, kanunlar, kararnameler bile ayak uyduramaz hale geldi. Başarısız yazılan ve çözüm odaklı olmayan mevzuattan bahsetmiyorum; baya dün hayatımıza girmiş, ama bugün anlamsız olabilecek pek çok mevzuat var sistemimizde. Örneğin, elektrikli araçların TÜV muayenesini ele alalım. Bu yazıyı okuyanlardan kaç kişi bu konuda akıl yürüttü, ama pek çoğunuz 2023 yılından önce üreteceğimiz ilk yerli elektrikli aracı kullanmanın hayalini kuruyorsunuz.

Detaylı araştırmadım ama sadece şunu söyleyeyim, elektrikli araçların kullanımı arttığında muayene istasyonu kavramı tarih olacak, (gerçi sertifikasyon firmaları onun da bir yolunu bulurlar) ama araçlarımız muhtemelen kapınızın önünde muayene edilecek. İlk dönem muayenelerde yaşanacak olayları bir düşünelim:

Bir kere egzoz muayenesi olmayacak, bakacakları şeyler farlar, korna, cam silecekleri, cam yıkayıcılar, ön ve arka frenler, lastiklerin durumu, tekerlekler sağa sola oynuyor mu, iç aydınlatma ve elektronik göstergeler. Hatta ilk kez elektrik araç muayenesi yapmaya çalışan görevli kaputu açıp, hayatında ilk kez gördüğü elektrikli motoru şöyle bir inceleyip, hmm güzelmiş deyip 1 dk içerisinde kapatacak.  Sanırım toplamda 20 dk sürer.

Resim 1: Bir Elektrikli Aracın genel görünümü

Biraz zaman geçtiğinde ve eğitim verildiğinde muayene görevlisi bu motorun hangi tip olduğuna bakacak. DC motor mu, asenkron motor mu, sürekli mıknatıslı motor mu, anahtarlamalı relüktans motor mu? Bunu aracın ekran göstergesindeki bilgileri kendi mailine yollatıp kaydedecek. Tabi zamanla bu kontrollerin birçoğu otomatize olacak ve araçla ilgili tüm veriler muayene merkezlerine otomatik olarak düzenli olarak kaydedilecek. Yani kapınızın önünde duran aracınızın tüm özellikleri, gördüğü işlemler, kazalar vb. tamamen otomatik olarak bilgi merkezlerine iletilecek ve bir sabah işe gitmeye hazırlanırken uzun süredir bakımını yapmadığınız aracınızın trafikten men edildiği görüntüsü ekranınıza gelecek.

Şimdi; bu konuyla ilgili mevuzat, genelge, düzenleme, kararnameleri düşünün.  Öncelikli olarak motor sınıflandırmasının neye göre yapılacağı hususunu düşünecek hukuk düzenleyici kurum. Bu zamana kadar silindir hacmiyle düşünülmüş olan motorlu taşıtlar vergisi, bu araçların çoğalması ve motor cinslerinin artmasıyla birlikte farklı bir mevzuatsal yapının önünü açacaktır. Nitekim öyle oldu 2018 yılına kadar MTV’den muaf olan elektrikli araçlar, yeni eklenen motor gücü ibaresi ile ‘Sadece Elektrikli Motoru Olanlar’ kategorisindeki elektrikli otomobillere denk gelen MTV’nin %25’ini ödemek ile mükellef bırakıldı [2].

Nitekim bu araçlar 2019 yılında ilgili tebliğde yayınlanan değerleri ödedi. Lakin ortada bir sorun vardı: “motor gücü ibaresi”. Elektrikli aracın motor gücünden kastederken sayın kanun yapıcı hangi motor gücünden bahsediyordu? İlk elektrikli araç ithalatlarında oluşan itirazlar sonrası İTÜ’den bu konuda görüş alınmış, ilgili üniversiteden ise Maksimum Sürekli Üretilebilen Gücün dikkate alınması gerektiği hususunda görüş çıkmıştır.

Açmak gerekirse, içten yanmalı araçlar 3000 devir/dk’da maksimum 200 hp güç üretiyor ise yük altında da o devirde o gücü yakıt bitene kadar üretir. Elektrikli motorlar ise kısa zaman aralıklarında aşırı yüksek güçler üretebilirler ama bunu sürdüremezler. Bu yüzden elektrikli motorların gücü; “anma ya da nominal güç” olarak adlandırılan Sürekli Üretilebilen Maksimum Güç ile ifade edilir. İngilizce olarak “Maksimum Continious Rated Power”. Kanun yapıcı MTV’yi alırken belirlediği güç aralıklarında ise aracın tebliğ ettiği kısa aralıklı üretebildiği gücü dikkate almaya başlamıştır. Örneğin; bir BMW i3 modeli için ruhsatında İTÜ aksi görüş belirtse de sürekli güç değil de; maksimum güç işlenmiş durumda ve araç 125 kW’lık araç olarak değerlendiriliyor. Bu durumda araç 30.12.2018 tarihli tebliğde yayınlanan e) 120 kW’ı geçen fakat 150 kW’ı geçmeyenler 11, 12 satır numaralarında belirtilen vergi oranına göre değerlendirilecektir ibaresine istinaden 2000-2500cm³’lük fosil yakıtlarla çalışan aracın vergi sınıfında değerlendirilecek. O tarz bir aracın beygir gücüne asla ulaşamasa da indirimli MTV ödese de bu şu anlama geliyor: “VERGİCİ Necmi” abi iş başında 😊

27.12.2019 Tarihinde yayınlanan MTV Genel Tebliği’nde güncellenen bir ibare görmedim, lakin elektrikli motorlarla ilgili de bir ibare görmedim. Yıl sonunda oluşan TOGG (Türkiye’nin “Elektrikli” Otomobili) furyasının etkisiyle kanun yapıcı elektrikli araçlara yönelik bu vergi türünü geçici olarak askıya aldı mı? Yoksa 30.12.2018 tarihli 51 sayılı tebliğde belirtilen motor aralıkları halen geçerli olduğu için sadece zamdan etkilenecek şekilde bir düzenleme getirdi bilinmez; ama mevzuat yapanın kafası pek karışık bu bir gerçek.

Merak edenler için söyleyeyim; 2018 model BMW i3’ün şayet MTV süreci devam ediyorsa, 2020 yılı itibariyle ödeyeceği bedel 8.405TL’nin %75 indirimli hali olan 2.101,25 TL’dir.  ÖTV ise, motor gücü 85 kilovatı geçmeyen elektrikli araçlar için yüzde 3, motor güçleri 85-120 kilovat arasında olan elektrikli otomobiller için yüzde 7, motor güçleri 120 kilovatı geçen elektrikli araçların ÖTV vergi oranları ise yüzde 15 civarı. Bu durumda BMW i3’lerin %15 ÖTV ile ülke sınırlarına girmesi gerekiyor.

Kanun yapıcının bu konuda diğer zorlanacağı meselelerden biri ise şarj istasyonları hususu. Bu konuda şimdiden çalışmalara başladıklarını belirtmiş olsalar dahi ortada devasa bir sorun var: “İnce uçlu Şarj Cihazı” sorunu. Bildiğiniz üzere bu elektrikli araçlar bir nevi “akıllı cep telefonunun binek tipi hali” ve ihtiyaçlarına göre çok çeşitli şarj uçları geliştiriliyor.

Bu konuda “USB-C girişi” ve “Apple Girişi” standartlarına erişilen yolda harcanan zaman benzeri, araçların şarj girişlerinin standartlaşması da yıllar alabilir.  Örneğin Zorlu Enerji’nin ZES modeli şarj istasyonlarının incelediğimizde; yaklaşık 250 kW olan bu üründe iki DC (hızlı şarj) iki tane de AC Plug bulunuyor. Cihazda; AC43 (43kW), AC22(22kW), Chadmeo(60kW) ve CCS (120kW ve 1000V’ye kadar) 4 farklı güç seviyesinde hizmet söz konusu. Kanun koyucunun bocalayacağı hususlar bunların standartlaşması konusunda geçen zaman zarfında olacak ve birçok yanlış kararı elimizi çenemizin altına koyarak seyredeceğimizi adım gibi biliyorum.

Muhtemelen hali hazırdaki petrol istasyonlarına bir markanın bir ürününü tarif eden bir yönetmelikle başlayacaklar [3], o ürün çok kısa bir sürede sektörde anlamsız bir ürün olacak, o ürünü satacak firma paraları saymayı bitirmezken, yönetmelikler ve genelgeler revize edilecek, bu sırada bir vergi düzenlemesi gelecek ve elektriğin tıpkı benzin ve dizel gibi çeşitleri olduğunu öğrenecek halkımız, atıyorum daha hızlı şarj eden 5 kuruş fazla vergi ödeyecek. Yani devlet “harcamadığınız zamana vergi” koyacak. Belki de ismi “hızlı şarj vergisi” olacak. Ta ki, standartlar oturana dek bu tarz vakıalarla karşılaşmaya devam edeceğiz. Tam standartlar oturdu derken, sürücüsüz elektrikli araçlar yollara düşecek ve haydi sil baştan. Teknoloji ve mevzuatların bu kapışması bu şekilde süregelecek. Bu arada, merak edenler için 2019 yılında Türkiye’de ve Almanya’da en çok satılan elektrikli otomobillerin “popüler” grafiğini aşağıda paylaştım:

Resim 2: Türkiye ve Almanya 2019 yılı Elektrikli Araç Satışları

1 Ocak 2018 Tarihinde Kabul edilen GES’in hazin Öyküsü

Kanun yapıcının elektrikli araçlarda olan maksimum ve sürekli güçle alakalı kararsızlığına ve verebilecekleri “karar trajedisi kararlara” benzer durum Güneş Enerjisi santrallerinde de (GES) yaşanıyor. Özellikle 12 Mayıs 2019 tarihinden önce “Bağlantı Görüşü” almış ve o tarihten önce var olan yönetmeliğe istinaden izinleri tamamlanan güneş enerjisi santralleri için “garip” bir adalet düzenlemesi mevcut.

Bilmeyenler için anlatayım; EPDK, 2016 yılında Güneş Enerjisi Santralleri kurulumunun makul fiyatlara inmesi ve yerli güneş paneli üreticilerinin de oluşmasıyla birlikte o döneme kadar oluşmuş Elektrik Piyasası’nda Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelik’e uygun olarak geliştirilmiş arazi üzeri GES’lerin kurulmasını bir nevi hızlandırmak ya da başka bir deyişle çantacıların elinde elden ele dolaşmaktan yorulmuş “bağlantı görüşlerini” eritmek üzere ilgili tesislerin 31.12.2017 tarihinden önce Geçici kabulü yapıldığı takdirde, bu ve benzeri üreticilerin ödediği “dağıtım sistemi kullanım” bedelinde %75 indirim yapacağını bildiren bir karar yayınlandı [4]. Aynı kararı beyan ettiği gün, diğer bir kararla ilgili dağıtım bedellerine %1250 zam yaptığını da es geçmeyelim. 11.05.2017 tarihine gelindiğinde ise ısrarlara dayanamayıp “Geçici Kabul” ibaresini kaldırıp “Ön Kabul” ibaresi olarak belirttiği kararını yayınladı.

Geçici kabul ifadesinin değiştirilme nedeni ise, yıl sonunda geçici kabul için ön görülen 5 kişilik heyetin oluşmasının güçlüğü ve bu heyetin oluşup evrak kabulü süreçlerinin tamamlanabilmesi için gereken zamanın fazlalığıydı (neredeyse 2 ay). Şöyle ki, Lisanssız Yönetmeliği’ne uygun tesisler için bir adet TEDAŞ, bir adet EDAŞ, bir adet İnşaat Mühendisi Profesör (bu kişi üniversiteden otorite biri olmalıydı, nedense benim bildiğim bir iki isim var sadece bu işi yapan, bu apayrı bir konudur), bir adet YATIRIMCI, bir adet de kurulumu yapan firmayı temsilen MÜHENDİS’in bir araya aynı gün aynı yerde gelmesinin koordinasyonunu yapmak çok zor bir operasyon olabiliyordu. Ayrıca, tesisin bir de hazır olduğunda öncelikle ilgili dağıtım firması yani EDAŞ’tan bir ön kontrolden geçmesi, ön kabul alıp, GEÇİCİ KABULE HAZIR’dır tutanağı alması gerekliydi. İşin bu kısmı dahi bir görevlinin kontrolünde olmasına rağmen ciddi bir evrak ve süreç yönetimini gerektiriyordu. Bu nedenle yatırımcılar, müteahhit firmalar (kendilerine EPC firması demeyi severler), bazı sivil toplum kuruluşları vb. kişi ve kurumların talepleri doğrultusunda 31.12.2017 tarihine kadar ne şekilde olursa olsun GEÇİCİ KABULE HAZIR tutanağı alan tüm güneş enerjisi santrallerine “hediye” olarak %75 Dağıtım Bedeli indirimi verildi.

2017 yılı bu sayede Türkiye’de GES’lerin çoştuğu, rekor yılı olarak bilinir, yıl sonunda 2,1 GW (Gigavat) GES yapılmıştır. Peki bu belgeyi 1 Ocak 2018’te alan, yani 1 gün sonra alan Güneş Enerjisi Santrali yatırımcısının suçu neydi? Neden o tarih aralığında güneş enerjisi santrali yatırımı yapan bir kişiden tam 4 kat fazla “dağıtım bedeli” ödemeliydi? Ya da istisnai durumu bir tarafa bırakalım, bu yazının yazıldığı tarih olan 19.01.2020 tarihinde ilgili yönetmeliğe göre Geçici Kabule Hazırdır tutanağı alan bir yatırımın “yüksek dağıtım bedeli” ödenmesinin nedeni neydi? Bu soruların cevabını başta EPDK olmak üzere ilgili kurumların cevaplamasını bekleyen birçok yatırımcı olduğunu biliyoruz.

Tablo 1: “2017”  ve “2017 sonrası” Lisanssız Üretici Dağıtım Bedelleri

Derenin Ortasında At Değiştirmek

Özellikle güneş enerjisi sektöründe “deadline”, türkçesi “son tarih” uygulaması dünyada çokça uygulanan bir strateji, bu sayede sektöre bir dinamizm getiriliyor ve projelerin elden ele dolaşıp, gereksiz bir değer yaratmasının önüne geçiliyor. Teşvik sistemlerinin belirli sürelerinin olması ve insanların bu teşviğe ilgilerini arttırabilecek özel davranışsal bir yöntem aslında.

Ayrıca YEKDEM (Yenilenebilir Enerji Destek Mekanizması)’in 31.12.2020’de sona ereceğini ve yerine bir yenisinin ya da benzerinin “şimdilik” gelmeyeceğini biliyoruz. En azından yenilenebilir enerjiye yönelik destekler içeren bu sistemin tamamen kaldırılacağı, iki (biri eski, biri yeni) Enerji Bakanı tarafından defaatle söylenmiştir. Hali hazırda böyle bir durum var iken, kanun yapıcının bu tarz bir karar alabileceğini anlayabiliyoruz. Lakin bu kararı aldığı tarihe baktığımızda YEKDEM’in bitmesine 4 yıl kalmış iken bu kararı alması bir hayli düşündürücü.

Tabi bir hayli düşündükten sonra bu kararın o yıl alınmasının nedenin de lisanssız üretime yönelik Trafo Merkezi kapasitelerinin bir anda tabiri caizse, artık yeter dur denerek “dondurulması” ve özellikle 23.03.2016’dan sonra güneş ve rüzgâra yönelik yeni bağlantı görüşü verilmemesi olduğu anlaşılabiliyor. Yani, söz konusu tarihten önce Bağlantı Görüşü (izin) alan tesislerin 1 ya da 2 yıl içerisinde yapılıp bitirilmesi ön görülüyordu ve tesislerin birçoğunun kurulmak için 1 ya da maksimum 2 yılı kalmıştı.

Evet, öyle de oldu, 2017 yılı sonunda Türkiye’nin GES kurulu gücü 2978,59 MW (2,7GW) olmuştu, yıl içerisinde 2116,09 MW (2,1GW) GES kurulmuştu; fakat GES kurulması durmuyordu. Ön kabulleri yapılmış tesislerin geçici kabulleri devam ediyordu. 2018 yılının ilk 3 ayında 1330,42MW (1,3GW) GES daha geçici kabule kavuşturuldu. Normal süreçte ön kabulden sonra 1 ay içerisinde kabulü gerçekleşmesi mümkün olan GES’ler, 3 ay belki de 4-5 ay sonra geçici kabulü yapılır hale gelmişti. Hatta ön kabul alıp 1 yıl sonra yapılan tesisler olduğunu da duyanlar olmuştur.

İşte zurnanın zırt dediği ve yatırımcıları kızdıran mevzu da aslında bu olaylar oldu. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusuydu. 2018 yılında normal süreçlerle 2018 yılı içerisinde ön kabulü yapılıp, 2018 yılında geçici kabulle işletmeye giren bir GES şu anda ürettiği bir kWh elektrik için dağıtım firmasına (EDAŞ) 19,78 Kuruş/kWh dağıtım bedeli öderken; 2017 yılında ön kabul tutanağını “bir şekilde” almış; ama 2018 yılı içerisinde diyelim ki Mart ayında geçici kabulü yapılmış bir tesis 4,94 kuruş/kWh ödemektedir.

EPDK’nın bu kararına yönelik ciddi davalar süregeldiğini biliyorum, idare mahkemeleri, sonrasında Danıştay vs. ne karar verir bilmiyorum; ama kanun yapıcının alelacele aldığı bu gibi kararların birçok soruna neden olabileceğini görebiliyoruz. Şu anda bu bedellerin haksızca alındığına dair hukuki bir karar çıksa yaklaşık 1,5 GW’lık santralin ödemiş olduğu 4 kat fazla dağıtım bedelinin faiziyle kimler tarafından ödeneceğini düşünmek bile istemiyorum.

Bu noktada yukarıda uygulanan örneğe benzer uygulamalar rüzgâr, HES gibi alanlarda uygulanmadı mı sorusu akıllara geliyor. Araştırmalarım bu tarz, “ırmağın ortasında at değiştirmeye” benzer kararların ilk kez lisanssız enerji alanında uygulandığını göstermiyor. Daha önce de diğer enerji alanlarında alelade ve sonuçları düşünülmeden kararlar alındığı görülmüş; fakat bu kadar halkın tabanına yayılan ve bu kadar çok kişiyi ilgilendiren enerji santrallerine yönelik EPDK kararlarında bir ilk olduğunu düşünüyorum.

Ne gibi kuvvetler bu kararın verilmesine yol açtı, bu karar verilirken dünyada benzer hangi uygulamalar ele alındı, strateji tartıldı mı? Bilemiyoruz. Fakat, bu kararın yaratmış olabileceği gerek GES’lerin gerek panellerin kalitesinde yol açmış olabileceği kalite sorunlarını bugün net bir şekilde görüyoruz. Güneş panellerinin fiyatlarının düşmesiyle o dönem yapılan GES’lerin bir çoğunda daha 5 yılı dolmadan panel değişimi için TEDAŞ’a başvurular yapıldığı, panel değişimi nedeniyle piyasaya binlerce ikinci el verimsiz panelin zerk edilmeye başlandığını, bundan dolayı muazzam bir israf ekonomisinin başladığını, teknik aksaklıklar ve teknolojik yenilikler nedeniyle güç arttırımına yönelik çalışmaların yapıldığını, EPDK’dan eğer güç arttırımı yaparsam 2017 dağıtım bedelinden mi yoksa 2018 ve sonrası dağıtım bedelinden mi yararlanırım sorusuna yönelik görüş alındığını, EPDK’da oturan memurlarınca;  “2017’de yapıldıysan 2020 paneli kullanıp, DC Güç arttırımı veya teknolojik yenilik yaparsan indirimli hakkın devam eder” onayının verildiğini ve bu kararı verirken kimseye sormadıklarını biliyoruz duyuyoruz.

Kazanılmış hakların kaybedilmeyeceği elbette bir gerçek; fakat “güneş enerjisinden elektrik üretimi gibi halkın tabanına inmiş bir sektörde’’ bu adalet anlayışının uygulanması dikkatleri ilgili kurumların ve sorumluların üzerine çekecektir.

Nitekim içimden bir his pek yakında bazı şeylerin değişeceği ve Güneş Enerjisi santrallerinin yanından geçerken, hayıflanıp, biraz da sinirlenip hız sınırı ihlali yapacak birçok “emekli Necmi’yi” görebileceğimizi söylüyor. Belki de görmeyiz.

Kaynaklar:

[1] Hikayeyi bulduğum kaynaklardan biri, sosyal medya’da pek çok yerde görebilirsiniz: https://www.yenialanya.com/sigirlar-ayni-yerde-otluyorlardi-makale,13565.html

[2] http://teslaturk.com/elektrikli-araba-vergi/

[3] Son dakika Gelişmesi, bu bahsettiğim düzenlemenin ayak sesleri geliyor: “1 milyon elektrikli araç için planlama çalışması yapılacak”  https://yesilekonomi.com/1-milyon-elektrikli-arac-icin-planlama-calismasi-yapilacak/

[4] https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2016/12/20161229-10.pdf

Köşe Yazarı:

Murat GÜVEN

Murat Güven

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.