30 Bin Üyemize Katılın
E-Bülten yayınlarımız için abone olun.


“Elektriği Gaza Dönüştüren Teknolojiler Geliyor”

İSTANBUL (ENERJİ PORTALI) – Önde gelen denetim, vergi ve danışmanlık hizmetleri sağlayıcısı KPMG’nin dünya çapında yenilenebilir enerji sektöründeki gelişmeleri ve trendleri incelediği araştırmanın sonuçları dikkat çekti.

Şirket, dünyada enerji sektöründen 200’den fazla üst yöneticiyle görüşerek hazırladığı “Yenilenebilir Enerji İşlemleri Araştırması”nın sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.

KPMG’nin söz konusu araştırmasına göre, kısa bir gelecekte yenilenebilir enerji alanında birleşme ve satın almalar artacak. Bu sayede rüzgar, güneş ve hidroelektrik alanlarında yeni yatırımlar yapılacak. Yatırımların kaderini enerji depolama çözümleri belirleyecek.

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren KPMG Türkiye Enerji Sektör Lideri Ümit Bilirgen, yenilenebilir enerjinin sürdürülebilirliği için akü depolama teknolojilerinin kritik önem taşıdığına işaret etti.

Bilirgen, büyük akü sistemlerinin, üretilen fazla enerjinin depolanmasına ve tutarsız ya da değişken kaynaklardan sürdürülebilir enerji arzı yaratılmasına imkan tanıdığını anlatarak, şöyle devam etti:

“Halihazırda verimli ve etkin elektrik depolama sistemlerinin sayıca yetersiz olması, talebin düştüğü veya şebekeye aşırı yükün bindiği dönemlerde rüzgar türbinlerinin durdurulması anlamına geliyor. Ancak yeni nesil batarya teknolojileri, bu santrallerin konvansiyonel enerji santralleri gibi davranabilmelerine imkan tanıyacak. Bu nedenle; 2018 sonrasında yeni bir yatırım alanı olarak öne çıkan akü depolama teknolojileri, bu santrallerin geleceğinde kilit rol oynuyor. Katılımcı yöneticilerin yüzde 98’i yenilenebilir kaynaklara yatırım yaparken dikkate alacakları unsurlar arasında akü depolamanın önemli, yüzde 57’si ise çok önemli olduğunu düşünüyor.”

– “Power-to-gas” tekniği

Akü depolama gibi hidrojen teknolojisi de normalde israf edilecek elektriğin büyük kısmının ‘power-to-gas’ (elektriği gaza dönüştürme) teknolojisiyle kullanılabilmesine imkan tanıdığını vurgulayan Bilirgen, şu ifadeleri kullandı:

“Bu teknolojinin temelinde, su moleküllerinin elektrik kullanılarak hidrojen ve oksijene ayrıştırıldığı elektroliz işlemi yatıyor. Elektriğin hidrojene veya ek bir adımla metana dönüştürülmesi, ortaya çıkan gazın doğal gaz veya diğer fosil yakıtlara alternatif olarak kullanılabilmesine imkan sağlıyor. Hidrojenin, son derece yüksek bir enerji yoğunluğuna sahip, yakıldığında CO2 salmayan ve elektriğin aksine süresiz depolanabilen bir gaz olduğunu da akılda tutmak gerek. Araştırmaya katılan enerji uzmanlarının yaklaşık dörtte üçü (yüzde 74) hidrojenin, yenilenebilir enerjinin gelişiminde önemli bir kolaylaştırıcı unsur olacağını düşünüyor.”

– “Arz ve talebi akıllı şebekeler yönetecek”

Araştırmaya katılanların yenilenebilir enerji pazarını etkileyeceğine inandığı bir başka teknoloji alanının da arz ve talebi koordine etmek için gerçek zamanlı dijital iletişim kullanan akıllı şebekeler olduğunu dile getiren Bilirgen, “Gelecekte enerji sektörünün merkezinde yapay zekayla çalışan akıllı şebekeler olacak. Akıllı şebekeler, arz ve talebi yönetirken en kritik nokta tüketim fazlası enerjinin depolanması olacak. Elektriği gaza çeviren teknolojiler gündemde.” görüşünü paylaştı.

Bilirgen, şunları kaydetti:

“Merkezi enerji santrallerinden merkezi olmayan enerji üretimine geçiş yaptığımız bu dönemde mevcut şebekeler, enerji arz hacmiyle baş etmekte zorlanacak. Orta ve düşük gerilimli yenilenebilir enerji kaynaklarını mevcut enerji şebekesine entegre etmeye çalışmak ise bu zorluğu ve karmaşıklığı daha da artıracak. Bu noktada akıllı şebekeler, tutarlı ve güvenli bir arz sağlayarak enerji sağlayıcıların hem performanslarını artırabilmelerine ve faaliyetlerini izleyebilmelerine hem de varlıklarından en iyi şekilde faydalanarak elektrik şirketleri ile yatırımcılardan daha fazla yatırım çekmelerine imkan tanıyacak.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir